“Ofis Havası Teorisi” adlı fenomenin kapalı çalışma ortamlarında kişilerin fiziksel görünümü ve genel sağlığını olumsuz etkilediği belirtildi. Resmi bir tıbbi tanım olmamasına karşın, klima, yetersiz havalandırma ve yapay aydınlatma gibi faktörlerin saç, cilt ve gözler üzerindeki gerçek sonuçları bu teori kapsamında ele alındığı açıklandı. Fenomen, kullanıcıların çalışma saatleri boyunca yüz ve saçlarında ani estetik değişiklikleri belgelediği sosyal medya paylaşımlarıyla viral hale geldiği kaydedildi. Dehidrasyon, stres, yağ üretimi ve ekran başında geçirilen sürenin artması gibi faktörlerin, öğleden sonra insanların neden daha yorgun veya yağlı göründüğünü sıklıkla açıkladığı vurgulandı. Dijital alandan sübjektif bir gözlem olarak ortaya çıkmasına rağmen, kapalı sistemlerdeki hava kalitesine ilişkin bilimsel gerçeklere dayandığı aktarıldı. “Ofis Havası Teorisi”nin içerik oluşturucu Noa Donlan tarafından paylaşılan ve şu anda viral olan üç TikTok gönderisinden kaynaklandığı bildirildi. Donlan’ın iki videosunun, gün içinde nasıl göründüğünü paylaşmak amacıyla çalışma günü boyunca farklı zamanlarda –sabah erken ve öğleden sonra– kendini kaydettiği belirtildi. Bir paylaşımında “Saat 9: saç temiz, cilt temiz, yüzümde şişlik yok” ifadesine yer veren Donlan’ın, saatler sonra yaptığı bir başka kontrolde ise “Saat 13: saç yağlı, göz altı morlukları belirgin, yüzüm şiş” değerlendirmesinde bulunduğu kaydedildi. Donlan’ın bu fenomeni “Ofis Havası Teorisi” olarak adlandırdığı, ofisteki hava veya diğer çevresel faktörlerin bir dizi semptoma yol açabileceği fikrini açıkladığı belirtildi. Donlan, “People” dergisine verdiği röportajda, “Evden bakımlı bir şekilde çıkardım, ancak öğlen 12’de ofis tuvaletindeki aynaya baktığımda cildim kurumuş, (şimdi yağlı) saçlarım yapışmış olurdu ve kendimi artık ben gibi hissetmezdim” ifadelerini aktardı. Videoların milyonlarca görüntülenme ve yüz binlerce beğeni topladığı, Donlan’ın başkalarının da benzer sorunlar yaşadığını doğruladığı belirtildi. Donlan, “Bunu ofiste çalışan veya zamanlarının çoğunu kapalı alanlarda geçiren arkadaşlarıma ve aileme anlattım ve onlar da bir isim vermeseler bile neyden bahsettiğimi hemen anladılar” şeklinde konuştuğu kaydedildi. Uzmanlar, “Ofis Havası Teorisi”nin gerçek bir tıbbi konsept olmadığını, insanların fark ettiği değişikliklerin muhtemelen çevresel faktörler ve gün içindeki normal fizyolojik değişikliklerin bir karışımından kaynaklandığını belirtti. “Ofis Havası Teorisi” üzerine hiçbir bilimsel çalışma yapılmadığı, ancak cildin çevreye birçok farklı şekilde tepki verebildiği kaydedildi. Dermatolog ve Drexell Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Akademik Başkanı Dr. Erum Ilias, Health’e yaptığı açıklamada, “Ofis ortamları genellikle havadaki nemi çekerek cilt kuruluğuna, kaşıntıya, pul pul dökülmeye veya iltihaba neden olabilen klima ve ısıtma sistemleri ile sıcaklık kontrollüdür” ifadelerini aktardı. Bu durumun ayrıca makyajın düzensiz görünmesine veya kuru bölgelerde birikmesine yol açabileceği açıklandı. Ofis binalarındaki kötü havalandırma, dar alanlar ve düzenli olarak temizlenmeyen veya değiştirilmeyen hava filtrelerinin toz, alerjenler ve diğer tahriş edicilerin birikmesine olanak sağlayarak potansiyel olarak göz kuruluğuna, cilt tahrişine veya cansız görünen bir cilde katkıda bulunabileceği belirtildi. Özellikle kötü havalandırılan alanlarda, toz, duman veya küf sporları gibi partiküllerin ve karbondioksit veya mobilya ile zeminlerden çıkan uçucu organik bileşikler gibi gazların birikmesi nedeniyle iç ortam havasının dış havadan daha kirli olabileceği vurgulandı. Uzmanlar, havanın yanı sıra ofis ve genel yaşamın diğer yönlerinin de görünümü etkileyebileceğini kaydetti. Cildin gün ilerledikçe doğal olarak daha fazla yağ ürettiği, dehidrasyon, stres ve yorgunluğun ise şişkinlik veya göz altı morlukları gibi özellikleri öğleden sonraya kadar daha belirgin hale getirerek kişinin nasıl göründüğünü ve hissettiğini etkileyebileceği aktarıldı. Çevresel tahriş edicilerin, insanların gün boyunca gözlerini daha sık ovuşturmasına veya yüzlerine dokunmasına neden olabileceği, bunun da daha yorgun veya dağınık bir görünüme katkıda bulunabileceği belirtildi. Tavandan gelen floresan ışıkların ve uzun süreli ekran başında kalma süresinin göz yorgunluğuna ve bitkinliğe yol açabileceği açıklandı. Herkesin bu etkileri fark etmeyeceği, ancak alerjisi veya hassas cilt ve gözleri olan kişilerin tahriş veya gözle görülür değişiklikler yaşama olasılığının daha yüksek olduğu belirtildi. Küf, radon veya kimyasal buharlar gibi belirli iç ortam kirleticilerine uzun süreli maruz kalmanın, solunum problemleri ve diğer sağlık sorunlarıyla ilişkilendirildiği, ancak kötü bakılan binalarla ilişkili risklerin büyük ölçüde değişebileceği kaydedildi. Ayrıca, ofislerdeki su hasarları veya sızıntılarının küfe neden olabileceği ve bazı kişilerde solunum güçlüğü, sinüs sorunları ve astıma yol açabileceği bildirildi. Kapalı alanlarda çok fazla zaman geçirmenin güneş ışığına maruz kalmayı sınırladığı, sirkadiyen ritmi bozduğu ve D vitamini eksikliği riskini artırdığı belirtildi. Her iki faktörün de günlük yorgunluğa, baş ağrılarına ve kötü ruh haline katkıda bulunabileceği aktarıldı. Masa başında uzun süre oturmanın duruşu, kan dolaşımını ve uzun vadede eklem sağlığını da olumsuz etkileyebileceği kaydedildi. Kimyager ve Bucknell Üniversitesi Kimya Doçenti Douglas Collins, “Öğle yemeği molasında dışarı çıkmak, özellikle dış havanın nispeten iyi olduğu yerlerde, her zaman harika bir fikirdir” ifadelerini aktardı. Ayrıca, işverenlerden ofis alanlarının bakım protokolleri hakkında bilgi almanın, buna hava filtresi değiştirme sıklığı ve binanın küf kontrolünün dahil olduğu kaydedildi. Ofiste çalışırken sağlığı korumak için uzmanların çeşitli önerilerde bulunduğu bildirildi.